Tired of clicking?

terralinguas.com has many different ways to learn a new language. Many are unique and all have very specific reasons why they help. Why not learn all the time? Not just when you have time.


Questions?

terralinguas.com is designed to help people communicate. Communication is a 2-way street. Forums, e-mails, chat rooms (text, voice AND video for 2 or groups) all provide venues for people to learn. They also give us a way to help you. Don't be shy! Say HI! Let us know what you think (good or bad)!

UsageEntryContext
A
   a
a
   alcoholic poisoning
A dan z ye
   from A to Z
A.B.D.'nin bayrağı
   stars
A' B.D Millet Meclisi
   congress
Aa wah
   Ah!
Abajur,ayaklı lamba
   floor lamp
abartma
   exaggeration
abartmak
   exaggerate
abartmak/boş laf/saçma
   fudge
abartmalı bir şekilde oynamak
   overact
Abartmış
   exaggerated
abide
   monument
abide
   statue
Abluka
   blockade
Abluka altına alıyor
   blocking
Abluka altına almak;çevirmek;kuşatmak
   to blockade
Abluka ediyor
   blockading
abuk sabuk konuşmak
   wander
abur cubur
   junk food
acaip
   novels
acaip
   quaint
acaip
   strange
Acaip kılıklı adam
   strange fellow
acaip kılıklı herif
   guys
acaip tuhaf
   fantastical
Acaip,kapris yapan kişi.
   freakout
Acaip/saçma görünmek
   to appear strange
acaipce
   fantastically
Acalece
   as soon as
Acayip
   curious
Acele
   expedition
acele
   pressing
Acele
   hurry
Acele çevirme sistemi
   speed calling
acele değil!
   That's not urgent!
Acele etme
   in a hurry
Acele etmek
   to rush
acele etmek
   come along
Acele etmek
   to hurry ahead
acele etmek
   Make haste!
acele ettirmek
   hustle
acele gitmek
   to rush away
acele haber ulaştırmak
   flushed
Acele ile gitmek
   rushed through
Acele koşturmak.
   to hurry away
acele lăzım.
   urgently need
Acele olan
   urgent
Acele sipariş
   rush order
acele,acil olarak
   to be urgent
Acelen ne?
   What's the rush?
Acelesi yok,acele etmeyin
   Take your time.
Aceleye getirmek
   to hassle
aceleyle
   hurries
Aceleyle olan
   hurried ahead
acemi
   inexperience
acemi
   inexperienced
Acemi sürücü
   test driver
Acemilik devresi;deneme süresi
   period of probation
Acentanin fiati
   agency fee
Acentanin muduru
   agency manager
acente
   districts
acı
   grief
acı
   hotter
acı hissetme
   feel hurt
acı tuz
   Epsom salts
acı veren
   painful
acı veren
   sore
Acıdan kıvranmak,debelenmek
   to writhe
acıklı
   pathetic
acıklı
   mournful
Acıklı hissetmek
   feel hurt
acıkmak için
   to be hungry
acıkmak,acıkmış olm
   go hungry
Acıktınızmı?açlık hissediyormusun?
   Do you feel hungry?
acılı
   hurtful
Acım var
   I am hurt.
acıma
   pity
acımak
   to feel sorry for
acınacak
   sad
acınacak
   sorry
acınmak
   sadden
Acısız ölüm,ümitsiz durumda ve çok yaşlı hastaların acılarını dindirmek için hayatlarına son verme
   euthanasia
acıtıcı darbe vs
   stinger
acıtmak
   to hurt
Acıyo! ağrıyor!
   It hurts!
Aci badem
   bitter almond
Aci gercek
   bitter substance
Aci kirmizi biber
   cayenne
Aci ve sert
   bitter
Acikça belirtmis olmak
   to formulate
acil
   pressing
Acil arama,çağırma
   emergency call
Acil aranan doktor
   emergency physician
Acil çıkış,kurtuluş,bırakma
   emergency release
Acil depo,tank
   emergency tank
Acil durmak/duraklamak
   emergency stop
acil durum
   urgent
Acil durum ilan etmek.
   to declare a state of emergency
Acil enerji tedariği,güç kaynağı,akü
   emergency power supply
Acil ihtiyaç durumlarında
   in cases of urgent need
Acil kaçma rotası
   emergency escape route
Acil operasyon,ameliyat
   emergency operation
Acil savaklı
   emergency spillway
Acil servis
   emergency service
Acil servis
   emergency services
Acil sistem
   emergency system
acil tıbbi teknisyen
   emergency medical technician (EMT)
Acil,boşaltma,kaydırma oluğu
   emergency escape chute
Acilmalar AnlasilmalarAcik hale getirmak
   clears up
aciz
   incapable
Acizane fikrim
   in my humble opinion
Aç kapıyı,benim o
   Open up! it’s me.
açacak
   opener
açgözlü
   greedy
açığa vurma
   exposure
Açığa vurmak
   vent
Açık
   to clear
Açık
   cleared
açık
   expressive
açık
   opened
açık
   definite
açık
   naked
açık
   shiny
Açık araba
   open car
açık artırma
   outcry
Açık artırma veya eksiltme
   public sale
Açık artırma yapmak
   to auction
Açık artırmayla satın almak
   to buy at an auction
Açık artırmayla satmak
   to auction off
Açık elli
   open handed
açık fikirli
   opened
Açık fikirli olmak
   to have an open mind
Açık hava sineması
   drive-in cinema
açık kadro
   vacancy
açık kahferengi
   light brown
açık kalp ameliyatı;operasyonu.
   open-heart surgery
açık mor
   lilac
açık olm
   gaping
Açık olma
   exposure
Açık olmayan
   inexplicit
açık pazar
   opening price
Açık renkli
   light-colored
açık saçık söz
   obscenity
açık saçıklık
   obscenity
açık seçik değil
   not clear
Açık seçik olmak
   to be clear
açık seçik olmayan
   not clear
Açık ve koyu kısımlar arasındaki farklılık
   to contrast
Açık yanımı yakaladın!cevabım yok.
   You've got me there! I have no answer.
açık,kesin teşhis etm;yapmak
   to make a definite diagnosis
Açıkça vicdana riayet etmek şartıyla
   Do it with a clear conscience.
açıkça,alenen
   openly
Açıkhava havuzu
   outdoor pool
açıklama
   to comment on
açıklama
   interprets
Açıklama yapmak için bir arzunuz varmı?
   Do you wish to make any comment?
Açıklama yapmak istermisiniz?
   Would you like to comment?
Açıklamak
   to unfold
açıklamak
   to define
açıklamak
   illuminate
açıklamak
   illustrate
açıklamak
   translations
açıklamak
   make public
açıklamak
   reflect
açıklamak
   to spit out
Açıklayıcı beyan
   explanatory statement
açıklığa kavuşturmak
   to clear up
açıklığa kavuşturmak
   clearing up
açıkmı
   is definite
açıldı
   opened
açılır
   opens
açılır
   opens
açılma fırsatı
   outlet
Açılmak
   to clear up
Açılmak
   gaping
açılmak
   to clarify
Açıp sermek dağıtmak
   to spread
açlık grevi.
   hunger strike
Açlık grevine giren.
   hunger-striker
açlık hissetmek
   to feel hungry
açlıktan ölmek
   die of hunger
açlıktan ölmek
   die of starvation
Açlıktan ölmek
   to die of hunger
Açlıktan ölmek.
   to starve to death
Açma;genişletme
   let out
açmak
   to open up
açmak
   brightened
açmak
   site
açmak
   torn down
Açmak için birşeyleriniz varmı onda…?
   Do you have something open on... ?
Açmak; ortaya çıkarmak[sır vs.]
   lay bare
açmış
   opened
ad belirteni
   an
Ad isim
   arches
Ad koymak,adına,ismine
   to name
Adak adayarak ölmemek için döğüşmek
   to vow to fight to the death
adalar
   islands
adale kasılması
   cramp
Adale kasılmasına neden olan sancı
   cramping
adalet
   justice
Adalet,iyilik
   impartialness
Adalete teslim et
   bring to justice
Adaletli,adilane
   fair-minded
Adaletsiz rekabet
   unfair competition
adaletsizlik
   injury
adam
   he
adam
   guys
adam
   rakes
Adam ağlamaya başlar.
   The man began to cry.
Adam beni ailesiyle tanıştırdı.
   He introduced me to his family.
adam bizimle çalışacak.
   He’s going to work with us.
Adam cama geldi ve bana el salladı.
   He came to the window and waved goodbye to me.
Adam cevap vermeye hazır.
   He prepared to reply.
Adam çok biliyor,onu başımızdan atmamız lăzım.
   He knows too much, we’re going to have to get rid of him.
Adam ilăca birşeyler katıp yaptı.
   He was mixed up in something to do with drugs.
Adam ilerlemeye adımını attı.
   He took a step forward.
adam insanlarla nasıl anlaşacagini bilmiyor.
   He doesn’t know how to deal with people.
Adam işe görünmediğinden dolayı işinden kovuldu.
   He wasn’t up to the job and he was fired.
Adam kadını öldürmeye çalışıyor.
   He is trying to kill her.
Adam kızı hamile bıraktı.
   He got her pregnant.
Adam konferansa gelemedi,çünkü o hastaydı.
   He was unable to attend the meeting because he was ill.
Adam kötüden kötüye gidiyor
   He is getting worse and worse
adam öldü.
   That man is dead.
adam öldüren kimse
   killer
adam öldürmek
   to assassinate
Adam pencereden aşağı eğildi.
   He leaned out of the window.
Adam randevusuna geç kaldı,yapamadı.
   He failed to keep the appointment.
Adam sabrımı taşırıyor
   He is wearing out my patience
adam sarhoş
   This man is drunk.
adam soyma
   robbery
Adam üniformalıydı.
   He was in uniform.
Adam ve karısı.
   the man and his wife
adam yaşıyor.
   This man is alive.
Adam/erkek
   man
Adama para bağışlandı.
   He was awarded a grant.
Adama sabrettiği için teşşekkür ettim
   I thanked him for his patience.
adamak
   dedicated
adamak
   puts
adamakıllı
   profound
Adamakıllı araştırmak
   to rummage
Adamı harekete geçiren,teşvik eden ne oldu?
   What prompted him to do that?
Adamı hiçbirşey yıldırmıyor.
   Nothing intimidates him.
adamı uzun zamandır biliyorum.
   I’ve known him for a long time.
adamın bütün ailesi.
   His whole family.
Adamın hiç terbiyesi yok,terbiyesiz.
   He has no manners.
Adamın Ingilizcesi mükemmel değil ama anlatmasını biliyor.
   His English isn’t perfect but he makes himself understood.
Adamla havaalanında görüşecekler.
   They are going to meet him at the airport.
adapta etmek
   adapt
Adapta olan
   adobe
Adapta olmak
   adopt
Adaptasyon alisma intibak
   adaptation
Adapte etmek
   adapter
adavat
   utensil
aday listesi
   ticket
adele
   muscle
ădem elması,gırtlak çıkıntısı
   Adam's apple
adet
   custom
ădet
   tradition
ădet görmek
   to menstruate
adet kanamasının normalden fazla olması .
   menorrhagia
Adet olan
   customary
adeta
   nearly
Adetle ilgili
   to menstruate
adetlerden önce görülen rahatsızlıklar.
   premenstrual syndrome
adı çıkmış
   notorious
adım adım.
   step-by-step
Adım boyunca
   to stride along
adımına dikkat et!
   Mind the step!
Adımla ilerlemeye
   stepping forward
adımlanmış…
   paced
adının baş harfleriyle imzalamakla
   initially
adının büyük harfleriyle yazmak
   to initial
adınız ve soyadınız
   full name
ădi
   mangy
adi düğüm
   hitch
adi meyhane
   penne
Adi ve bayagi olma Kaba alisilmis olma Umumi olay
   common occurrence
Adi,ucuz bakım
   low-maintenance
adisyon
   payment order
adj,hoşnutsuz,memnun olmayan.
   dissatisfy
adjgüneye doğru,güney.
   southern
adjv.belki olabilir.
   maybe
Adli bilim adamı
   forensic scientist
Adli karar
   judicial decision
Adli uzman
   forensic expert
adliyeci
   legal authority
adres
   addressed
Adres defteri
   address book
adres etiketi
   docked
adskeri üniforma
   military uniform
af
   mercy
af bağışlamak
   pardoned
af dilemek için
   to apologize for
af talep etmeyi hissetme
   feel apologetic
afazi
   mixed aphasia
afedersiniz
   Excuse me, ...
Afedersiniz!
   Pardon me!
afeni
   mixed aphasia
Afet
   destruction
Affedersiniz,bir dakika..,
   Excuse me.
affediliyor
   excuses
affedilmek
   forgave
affedilmeyen
   unforgiven
affedilmez
   unexcusable
Affet beni!,
   forgive me
affetme bağışlama.
   forgive
Affetme,bağışlama
   forgiveness
affetmek
   to forgive
Affetmek unutmaktan kolaydır
   It's easier to forgive than forget.
affetmek,mazur görmek
   to make excuses
Affolunmak
   pardoned
afiş
   poster
Afiş yapıştırmak yasaktır!
   Stick no bills!
Afrika kökenli öldürücü bir virüs.
   Ebola
Afrikan amarikali
   Afro-American
afyon
   opium
Agac kavunlari
   citrons
Agirlik Kulfet agir gelen yuk
   dead weight
Aglama feryat Bagirma
   cry
Aglayanlarin Acisi
   cries of pain
Aglayarak
   crying fit
Agliyor aglamak
   crying
Agzini cok siki tutan
   a matter of discretion

   web
Ağ ile tutmak
   to net
ağacı budamak
   trim
ağacın kuru dalları
   deadwood
Ağaç
   tree
ağaç aşısı yapmak
   to graft
Ağaç budama makası
   pruning shears
Ağaç çiçeği
   tree blossom
ağaç evi
   tree houses
Ağaç gövdesi
   stems
ağaç gövdesi
   trunks
Ağaç kabuğu
   tree barks
Ağaçlı ormanlıklardan geçmek
   through woods and meadows
ağaçlı tepe
   wooded hill
Ağaçtan yapılan evler
   tree houses
ağdalı
   sticky
ağır
   heavy
ağır
   dense
ağır
   massive
ağır ağır
   slowly
ağır ağır inmek
   sinks
Ağır akut solunum sendromu
   Severe Acute Respiratory Syndrome (SARS)
ağır ateşte pişirmek
   to stew
Ağır bir darbe almak
   to receive a severe blow
ağır bir şekilde korumalı,muhafazalı
   heavily-guarded
ağır cisim
   weights
ağır darbe
   deathblow
Ağır engelliler
   severely disabled
ağır gelme
   overly
Ağır hizmet,görev,vazife
   heavy duty
Ağır olmayan,hafif.
   weightless
ağır siyanür zehirlenmesi
   acute cyanide poisoning
Ağır şişlik.
   heavy swell
Ağır tartılan,ağır gelen.
   weighed heavy
Ağır yük taşıyan hayvan
   draught animal
Ağır yük,Ağırlık
   deadweight
ağırbaşlı
   serious
ağırbaşlı
   sober
ağırdan almak
   procrastinate
ağırlık
   weights
ağırlık
   gravity
ağırlık kuvveti
   force of gravity
ağız
   mouth
ağız
   mug
ağız
   outlet
ağız bozukluğu
   profanity
ağız dalaşına girme
   falling out with
ağız dolusu
   mouthful
Ağız hijyeni,dil ve mukozasının sağlığı ve temizliği
   oral hygiene
ağız kavgası
   words
ağız yapmak
   shuffle
ağız,burun ,kulak diş çürüğü,
   cavity of body
Ağızda tutma
   hold in mouth
ağızda tutmak
   hold in the mouth
ağızdan alınan
   oral
ağızdan söylenen
   oral
ağızlık
   nozzle
Ağlamak
   to cry
Ağlamak
   to weep
Ağlamak
   to tear out
ağlamaya başladım.
   I began to cry.
ağlanağzı
   Snapdragon
ağrı
   pains
Ağrı dindirici
   pain killer
Ağrı içinde olmak
   to be in pain
ağrı kesici,ilaç
   painkiller
Ağrı/acı/ceza vermek/zorlamak
   to inflict
Ağrıdan cefa çekmek
   suffer pain
Ağrıdan feryat etmek/acıdan bağırarak ağlamak
   to scream with pain
Ağrıdan haykırmak,yaygara basmak.
   shout of pain
Ağrılar
   aches
ağrılı
   hurtful
Ağrılı olmak
   to be painful
Ağrılı şiş
   sores
Ağrılı yer,ağrıyan kısım
   sore spot
ağrılı,iltihaplı boğaz.
   sore throat
Ağrım gitti.
   My pain has gone.
Ağrımaya
   to ache
Ağrısız
   pain-free
Ağrısız
   free of pain
Ağrıyan topuğunu ovmak,oğuşturmak
   to rub one's heels sore
Ağrıyı azaltmanın metodu
   method of relieving pain
Ağrıyı durdurmak
   to stop pain
Ağrıyı hafifletmek
   to relieve pain
Ağrıyla sızlanma
   moaning in pain
Ağustos
   August
Ağustos
   august
ağzı gevşek
   indiscreet
Ağzı sulanma
   drool
ağzı sulanmak
   to drool
ağzın dolu konuşma!
   Don't talk with your mouth full!
Ağzına kadar dolu
   filled to capacity
Ağzına kadar dolu olmak
   to brim
ağzında gevelemek
   mumble
ağzında mırıldanmak
   mumbled
ağzından kaçırmak
   to betray
Ağzının suyu akmak
   to drool
ağzının suyu akmak
   drool
ah/of![ünlem]
   Ouch!
ahbap
   pal
ahçı gibi çalışmak icin
   to be working as a cook
ahengiyle
   musically
ahenk vermek
   to tune
ahenkli hareket
   rhythm
Ahirda tek bir buyukbas hayvana ayrilan bolge
   cattle stall
ahlăk
   morality
ahlăk
   morally
ahlăkı bozuk
   vicious
Ahlăkı bozuk yetişme
   immoral behavior
Ahlakı bozuk/iğrenç/kaba söz/kirli
   filthy
Ahlaki
   ethical
ahlaki
   morals
Ahlăki davranış
   moral conduct
Ahlakini Hareketlerini duzelt
   Clean up your act!
ahlaksız
   immoral
ahlaksız
   indecent
ahlaksız
   naughty
ahlăksızlık
   indecency
ahmak
   idiotic
ahmak
   silly
Ahmak kimse
   I can
Ahmak tuzagi
   booby-trap
ahmak,aptal
   doofus
ahşap
   wooden
Ahşap çit
   wooden fence
Ahşap kaplama
   lagging
Ahtapos
   calamari
Ahududu,ağaççileği suyu
   raspberry juice
AIDS virüsü
   the AIDS virus
Aids Hasta olmak
   AIDS virus
aile adı
   family name
aile doktoru.
   family doctor
Aile içinde gelir[aylık,yıllık vs.].
   family allowance
Aile içinde olmak
   to run in the family
Aile kabilesi
   family clan
Aile mürettebatı,beraberliği
   parent company
Aile ocağı
   home town
aile soyadı
   surname
aile üyesi.
   family member
Aile yuvası
   to nest
Aileler
   families
Ailemi düşünüyorum.
   I am thinking of my parents.
Ailemizi sayarız.
   We count on our parents.
Ailenin küçük gelini
   nephew's wife
Ailenin tekrar birleşmesi
   family reunion
Aileniz nasil
   How is your family?
Ailenize en iyi dileklerimi bildirin!
   Give my regards to your parents!
Aileyle beraber
   within the family
Ait olmak
   belong to
ait olmak
   to belong to
ajan
   spy
akaçlama sistemi
   drainage system
akarsu,çeşme,musluk,dere,ırmak
   running water
Akciğer hava hücre ve keseciğe ait domuz hastalığı.
   swine vesicular disease (SVD)
akciğerler
   lungs
Akciğerlere yerleşen zehirli sulu madde[ödem].
   toxic pulmonary edema
akçaağaç
   maple
akçaağaçtan çıkan bir nevi şuruptan yapılan şeker
   maple sugar
akçağaçtan çıkan bir nevi şurup.
   maple syrup
Akçam yemeği vermek
   dine
akdetmek
   negotiate
akıl asabiye ile ilgili problem
   mental disorder
akıl fikir
   minds
akıl sağlığı
   sanity
akıl zekă,anlayış;haber
   intelligence
akılda tutmak
   to retain
Akıldan kusurlu
   mental defect
Akıll olmak
   to be clever
akılla ilgili
   mental
Akıllı
   smart
akıllı
   keen
akıllı
   sane
Akıllı adam
   wise man
akıllıca
   neat
Akıllılık
   wisdom
akıllılık
   sanity
Akılsız
   meshuga
akılsız
   foolish
akılsızca yapılan
   mindlessly
Akım kablosu;enerji nakil hattı/kablosu;yüksek gerilim hattı
   power line
akın etm
   pour
akıntı
   flowing
Akıntı /sızıntıya karşı.
   leak-proof
akıntı ile yüzdürmek
   tidewater
Akıntı yönü
   flow direction
Akıntı yönünde.
   downstream
akıntılar
   rivers
akıntıya karşı
   upstream
akıntıya karşı gitmek
   go upstream
Akıp gelen trafik
   oncoming traffic
akış
   tidewater
Akış hızı
   flow-rate
akıtılmış
   spilled
akıtma
   crapes
akıtmak
   poured
akıtmak
   to leak
akibet
   consequence
akibet
   fate
Akide şekeri,kesme şeker gibi.
   rock candy
Akil sakasi yapan
   brain teaser
akis
   echo
akisler
   images
Akkan.lenfa bezi guddesi
   lymph gland
akla gelmeyen
   elusive
akla uydurmak
   rationalize
akla uygun olmak
   to make sense
akla uymaz
   irrational
akla yatkın olabilir
   possibilities
Aklanma Beraad
   acquittal
aklı başında
   sane
aklı başında olma
   sanity
aklı bir karış havada
   light-headed
Aklıma geldi/başıma geldi
   It occurred to me.
aklımca
   to my mind
aklımda
   to my mind
Aklında tutmak
   to stick in one's mind
aklını başına getirme
   disenchanting
aklını kaçırmak
   to lose one’s mind
Aklını kaybetmek
   to lose one’s mind
akli,zihni rahatsızlık
   mental illness
Aklima geldi
   bringing to mind
Aklima getirdi
   brought to mind
Aklima getirdi
   brings to mind
Aklini celmek cildirtmak
   becomes infatuated with
akmak
   pour
akort anahtarı
   pin
Akraba olmak
   be related
Akraba olmayanlar,aynı evi paylaşanlar veya bebek bakanlarmıdır?
   Non-relatives, such as roommates or live-in babysitters?
akrabalık
   relationship
Akrabalıklar,yetişkin çocular,yeğenler veya dünürler gibimidiler?
   Relatives, such as adult children, cousins or in-laws?
Akranıyla seyahat.
   fellow travelers
akrobasi uçuşu
   stunt
Akrobatik beden ve guc
   acrobatic feat
Aksam vaktinde
   at nightfall
Aksam yemeginden sonra
   after-dinner
Aksam yemeginden sonraki konusma
   after-dinner speech
Aksam yemeginden sonraki konusma
   after-dinner conversation
Aksam yemegine gidiyormusun bu gece
   around-the-clock
Aksam yemegine gidiyormusun bu gece
   Are you on for dinner tonight?
Aksam yemeginin ustunde yendigi masa
   dining table
Aksam yemeginin yenildigi salon
   dining hall
Aksamak/topallamak
   limp
aksederek uyumak
   sleep soundly
Aksesuar
   accessories
aksetme
   reflection
Aksettirmek
   to reflect
aksettirmek
   reflect
aksırma,aksırık
   sneezed
Aksırma,hapşırma
   sneezing
aksırmak
   sneeze
aksi
   opposed
aksi
   sticky
aksi
   negatory
aksi sert
   stubborn
Aksi takdirde/şekilde/başka türlü
   otherwise
aksi tesir
   reaction
aksilik
   mishap
aksilik
   tantrum
Aksine
   to converse
aksine
   adversely
akşam kalınmış
   stayed overnight
Akşam kalma
   overnight stays
Akşam kalmak
   staying overnight
Akşam karanlığı
   dusk
Akşam tanıştık
   We met at night.
akşam yemeği
   dinner
akşam yemeği
   supper
Akşam yemeği
   suppertime
Akşam yemeği misafiri
   dinner guest
Akşam yemeği partisi
   dinner party
Akşam yemeği servise hazır.
   Dinner is served.
akşam yemeği yemek
   to have supper
akşam yemeği.
   evening meal
Akşam yemeğine davet
   invite to dinner
Akşam yemeğine davetli kişi
   dinner partner
Akşam yemeğini zevkle yedim.,çok beğendim
   I enjoyed my supper.
Akşamdan önce
   evening before
Akşamı geçirmek
   to spend the night
akşamlar
   evenings
Akşamleyin
   in the evening
aktarma
   hand over
Aktarma oranı/hızı.
   transfer rate
Aktarma/aktarım organları [otomotiv]
   drive train
aktarmak
   quote
aktarmak,nakletmek
   to transfuse
Aktarmasız uçuş/doğrudan uçuş.
   direct flight
Aktüel
   up to date
aku doldurma makinalari
   charges
aku doldurma makinasi
   charger
Akumulator
   rechargeable battery
akupunktur
   acupuncture
akü
   battery
akü
   power supply
Akva
   aqua
Akvaryum
   aquarium
akyuvar, lökosit,kandaki beyaz kürecik
   leucocyte
al
   scarlet
Al gülüm ver gülüm [deyim]
   give something and get something in return
Alabilir onu
   He can take it.
alaca karanlık
   dusk
alăka
   relationship
Alăka ilgi göstermek
   to take an interest in
alamet
   symptom
Alameti fabrika
   brand
alămeti farika
   stamps
alămetleri
   sign of life
Alamunyon kutuda bira
   canned beer
alan
   terrain
alan
   placed
alan
   reach
alan
   site
Alan yöneticisi
   site manager
Alana dikkat
   attention getter
Alarm çalan saat
   alarm clock
Alarm dudugu
   alarm signal
Alarm sistemi
   alarm system
alarm verildi
   alarmed
Alarm vermek
   to give the alarm
Alarmda olmak
   to be alert
Alarmı çalmak
   give an alarm
alarmi calmak icin
   to ring the alarm
Alarmi duyurma
   alarm message
Alaşağı etmek
   to take down
alay
   troop transport
alay eden
   ironic
alay etm
   guys
alay etmek
   to mock
alay komutanlığı
   depot
alaya almak
   to laugh at
alaylı
   ironic
Albay
   colonel
Alçak gönüllü
   to humble
alçak gönüllü
   humbly
alçak gönüllülük
   delicacy
alçak gönüllülük
   modesty
Alçak güverte
   cockpit
alçak seviyeli uçuş
   low level flight
Alçak,düşük uçma
   low-flying
Alçakgönüllü/mütevazi//gösrerişsiz
   modest
alçaktan uçmak
   to buzz
alçalmak
   sinks
alçalmak
   go down
aldanma
   delusional
aldatıcı
   deceitful
aldatma
   cheat
aldatma
   trick
aldatma
   eyewash
Aldatmak
   to deceive
aldatmak
   mislead
aldatmak
   led away
aldatmak
   to defraud
aldatmak,dolandırmak,
   to cheat
Aldatmaya kalkmak
   attempt to deceive
aldı
   got
Aldıktan sonra
   upon receiving
Aldım onu.
   I've got it.
aldırmamak
   to disregard
aldırmaz
   indifferent
aldırmazlık
   indifference
alelade
   ordinary
ălem
   world
Alenen itiraf /ilan etmek
   to avow
aleni
   publicly
aleni satış
   public sale
Alerjiden hasta olan
   allergy sufferer
alet
   instruments
alet
   tool
Alet
   device
alet
   utensil
Alet çantası
   tool kit
alet ile ağzı açık tutmak/güldürücü şey/latife[haberin yayılmasına engel olmak]
   gag
alet takımı
   kit
alet ve edevat
   minister
alet,enstruman,çalgı
   instrument
aletler
   accessory
aletler yardımıyla uçmak
   instruments
aletsiz dalış
   skin diving
Alev alev yanmak, tamamıyle yanmak
   to go up in flames
Alev almayan
   flameproof
Alev/şule//aşk/alevlenmek/alev almak/kızarmak
   flame
alevdeki vantilatör
   fan into a flame
aleve karşı koruyucu
   flame resistant
alevlenmek
   inflame
Alevler icide tutusmus
   a blazing inferno
alevli
   fiery
aleyhine
   versus
Alfabe
   alphabet
Alfabe oz yapili kimse
   alphabetic character
Alfabe sırasına göre
   alphabetically
Alfabe sirasinca
   alphabetic
Alfabeye göre.
   to alphabetize
algı,anlayış,idrak,seziş
   perception
algılanabilir
   perfected
alıcı,müşteri
   shopper
alıç dikeni
   thorns
alıkonmuş
   detained
alıkonulan
   delayer
alıkoymadan
   without restraint
alıkoymak
   prevent
Alıkoymak/sakınmak
   refrain
alın teri
   effort
alınamayan herhangi birşey
   unaffordable
alında yazılı
   fatal
alınır
   learns
alınmış
   gotten
alıntı yapmak
   quote
Alıp götürmek
   led away
alıp götürmek
   to wash away
Alıp götürülmüş
   taken away
alışık
   practiced
Alışık/bağımlı olmak
   to be addicted to
alışılmamış
   novels
alışılmış
   ordinary
Alışılmış/daimi/mutad/her zamanki
   habitual
alışkanlığı olmayan kimse
   nonaddicting
Alışkanlık
   habit
alışkanlık göstermeyen kimse
   nonaddicting
Alışkın olmak icin
   to be accustomed to
alışmak
   practice
Alışmaya çalışmak.
   getting used to
Alışmış olmak
   got used to
Alışmış olmak
   to get accustomed to
alıştımak
   to train
Alıştırmak
   to accustom
alıştırmak
   to conform
alıştırmak
   orientate
Alıştırmak için
   to accustom to
alışveri
   international trade
alışveriş
   shopping
Alışveriş caddesi
   shopping street
alışveriş cemiyeti
   trade association
alışveriş çantası,torbası.
   shopping bag
Alışveriş merkezi
   shopping centers
alışveriş merkezi,pazarı,yeri.
   shopping mall
Alışveriş saati
   shop hours
Alışveriş sepeti
   shopping basket
Alışveriş torbası
   shopping bags
alışverişe gittim
   I went shopping.
Alışverişyapmak
   to shop
Alikoymak
   to detain
Alinamayan alacak
   bad debt
Aliskanlik
   be addicted to
Aliş veriş için
   to trade
alkalik sıvı
   suds
Alkışlama
   to cheer
Alkışlama
   applaud
alkışlama
   clap
Alkışlamak
   to applaud
alkışlamak
   to clap one's hands
Alkol alkollu icki
   alcohol
Alkollu icki vergisi
   alcoholic beverage tax
alkollu içki
   rum
alkollu içki
   stimulant
Alkollü içki içmemek için tavsiye edilebilir,öğüt verilebilir.
   It is advisable to refrain from drinking alcohol.
Alkolsus icki
   alcohol-free
alkolsuz bira
   root beer
alkolsuz içki.
   soft drink
alkolun sakıncalı olduğu söylenebilir.
   It is advisable to avoid alcohol.
allah
   God
allah dua edeni duyar.
   The Lord heard his prayer.
allah seni korusun!
   God bless you!
allah seninledir.
   God be with you.
Allaha ismarladik
   a good buy
Allaha karşı günah işlemek.
   to sin against God
allaha saygı duyan
   godly
Allaha şükür!
   Thank God!
Allaha şükürler olsun!
   Thank goodness!
Allahaısmarladık
   goodbye
allahaısmarladık dedi
   said good bye
Allahaısmarladık deme/söyleme
   saying good bye
Allahaısmarladık demek
   to say goodbye to
Allahaısmarladık demek/söylemek
   to say good bye
Allahaısmarladık demeye!
   to say good-bye to
Allahaısmarladık diyor
   says good bye
Allahaısmarladık,eyvallah
   Good-bye!
Allahaısmarladık!
   Good bye!
Allahaısmarladık!,
   good bye
allahı tanımayan
   godless
Allahın oğlu
   Son of God
allahtan
   fortunately
Allahtan dilemek
   bless
allerjik olmak
   to be allergic
allerjisi olmayan,allerjik olmayan
   nonallergenic
Alma gücü olmak
   affordable
alma kibir
   assumption
Almadan önce ödenen
   paid in advance
almak
   obtain
Almak
   picking up
almak
   to make an appointment
Almak
   to withdraw
almak
   to obtain
almak
   goes
almak
   nab
Almak icin
   to take
Almak için
   to take in
Alman birası,hafif bir tür bira.
   lager beer
Alman dana ve domuz sucugu
   bratwurst
Almanca konuşmam,fakat anlarım.
   I don’t speak German, but I can understand it.
almaya niyetli müşteriler
   prospective customer
alt
   bottoms
Alt çene
   lower jaw
Alt çizgi
   to underline
Alt dis
   bottom teeth
Alt dudak
   lower lip
alt etm
   overwhelming
alt etm
   to overcome
Alt karın
   pelvic cavity
Alt kat/aşağıdaki kat
   downstairs
Alt kenar
   bottom edge
Alt tarafi
   bottom side
alta dalış
   diving under
Altaki parca
   bottom section
altetmek
   overcame
altı
   six (6)
Altı aylık;altı ayda bir çıkan
   semi-annual
Altı kat
   sixes
Altın
   gold
Altın
   gold
Altın ayarı
   gold standard
Altın kaplama
   gold plating
Altın kehribar
   Golden Amber
Altın madeni arayıcısı
   gold prospector
Altın madeni para
   gold coin
altın rengi sarısı
   golden yellow
Altın sarısı olana kadar kızartmak
   to fry until golden brown
altın veya gümüş sofra takımı
   plates
Altına dalmak
   to dive under
Altına yerleştirmek
   to place underneath
altında
   under
Altında buludurmak
   to put underneath
Altından çaprazlama geçmek
   to cross under
Altından geçmek;altına girmek
   to get under
Altını çizmek
   to underline
Altıyüz
   six hundred
alti çizili
   underlined
altlık
   mats
altmış
   sixty (60)
Altmışıncı
   sixtieth
altmışlarda
   sixties
altmis beş
   sixty-five (65)
altmis dört
   sixty-four (64)
altmis iki
   sixty-two (62)
altmis üç
   sixty-three (63)
altmisaltı
   sixty-six (66)
altmisaltı
   sixty-seven (67)
altmisbir
   sixty-one (61)
altmissekiz
   sixty-eight (68)
altmişdokuz
   sixty-nine (69)
Altüst çevirme.
   turned over
altüst etm
   overturn
altüst etmek
   to turn over
Altüst olan planlarım.
   That has upset my plans.
alüst ederek aramak
   to rummage
Am batı Amerikalı
   westerner
Am tuvalet,hela.
   restroom
Am yeraltı tüneli durağı.
   subway station
Am. [lunaparklarda ]keskin viraj ve iniş-çıkışları olan tren.
   rollercoaster
Am.Fb-ne abayı yakmış,tutkun,aşık.
   stuck together
Ama bence yanılıyorsunuz!kusura bakmayın ama!
   with all due respect
amaca ulaşamamak
   frustrating
Amacımız kötü alışkanlıkların kökünü kurutmak,yok etmek.
   Our objective is to eradicate violence.
Amaç
   destination
amaç
   objectives
amaç
   goal
amaç
   objective
amaç
   objectively
amaç
   intentions
amaç gütmek
   meant
amaçlar
   causes
Amaçlı hedef
   objective target
Amaçsız
   roamed around
Amazon nehiri
   Amazon river
ambalaj
   packing
ambalajlar
   packages
ambar
   depot
ambar
   stores
Amca
   wife's uncle
amcalar,dayılar
   uncles
amel
   diarrhea
Amel
   diarrhea
ameliyat
   surgery
ameliyat
   operation
Ameliyat derecesi
   operating temperature
ameliyat edilir
   operations
ameliyat etm
   operate
ameliyat odası
   operating room
Ameliyat operasyonu
   surgical operation
Ameliyata hazır;işleme hazır
   ready-to-operate
Ameliyathane departmanı
   surgical department
ameliyatla doku yerleştirmek
   to graft
ameliyatla ilgili
   operations
Amerikan buyukelcisi
   American Embassy
Amerikan doları
   American dollar
Amerikan doları
   U.S. dollar ($)
Amerikan para birimi
   dollar
Amerikanın [2000-2008]inde başkanlık yapan lider.
   George W. Bush
Ametist /mor kuvars/yakut
   amethyst
Amma da yaptın!Hadi canım!
   Get along with you!
An için yaşamak
   to live for the moment
ana baba
   parental
ana babaya ait
   parental
Ana gaz borusu.
   gas main
ana hat
   main line
Ana hat,anayol treni
   mainline train
Ana lisan
   first language
Ana telgraf hattı
   main line
ana ve babalık
   parenting
Ana yol
   arterial road
Anadan doğma fisiksel ve ruhsal bozukluğu olan hiçbir şekilde düzelme göstermeyen bir bozukluk
   Down's syndrome
anahtar
   switch box
anahtar deliği
   key slot
anahtar sözcük
   keyword
anahtarla kilitlemek
   to lock out
anahtarlar
   keys
anahtarsız açmak
   picked
analar
   mothers
Analize
   analyze
Analjezik
   pain killing
anamal
   principles
ananas
   pineapple
Ananas parçaları
   pineapple chunks
Ananas suyu
   pineapple juice
anane
   tradition
Anatomik
   anatomy
Anayasa nizam
   constitution
anbar
   crib
ancak
   merely
andiçmek
   swear
anestezi yapmak
   to anesthetize
angaje
   hired
angarya
   forced labor
Angolasakson
   Anglo-Saxon
anımsamak
   remember
ani
   momentary
Ani bayılma hissetme
   sudden feeling of faintness
Ani bir şekilde dışarı fırlatma
   eject button
ani çekme veya itme
   hitch
Ani değişen hava
   sudden change of the weather
Ani düşen derece
   sudden fall in temperature
Ani gelen cinnet
   have a brainstorm
ani gelen parlak fikir
   have a brainstorm
ani öfkelenmiş
   flared up
ani ölüm.
   sudden death
ani rüzgar
   gust
ani saldırma
   direct attack
aniden
   all of a sudden
Aniden alevlenmiş
   flared up
Aniden birdenbire oldu
   die suddenly
aniden/ani
   sudden
Anladigim kadar onu
   As I understand it ...
anlam
   sounds
anlam vermek
   read
Anlama
   apprehension
anlama
   senses
anlamak
   realize
anlamak
   to feel
anlamak
   to weigh
anlamak
   feels
anlamak
   penetrate
anlamak
   perceive
anlamak
   gather
anlamak
   figured out
Anlamamazliktan gelmek
   to ignore
anlamaya
   to distinguish
Anlamaya çalışma
   trying to understand
Anlamı/manası
   it means
anlamış olmamak,anlamamak.
   not understand
Anlamıyormusun? yapamam.
   I can’t. Don’t you understand?
Anlamıyorum…
   I don't understand ...
anlamlı
   expressive
anlamlı
   meaning
anlamlı
   pointed
anlamlı
   purposefully
anlamlı
   sleep soundly
Anlamlı/makul konuşmak
   to talk sense
anlamsız konuşma
   gases
Anlamsız olurdu/Yararsız olurdu…
   It would be pointless to ...
anlamsız yazı ve çizgiler/acele yazılmış yazı
   scribble
Anlamsızca/mantıksızca düşmek
   to fall senseless
Anlamsiz
   anti-Semitic
Anlasilabilir
   agreeable
Anlasma mukavele miktar Iskambil kagidini dagitma
   deal
Anlasmanin iptali
   cancellation of an agreement
anlaşamamak
   disagree
anlaşamayıp bağları koparmak
   splitting up
anlaşılabilir
   perfected
Anlaşılan orda yanlış bir anlaşılma oldu.
   It seems there has been a misunderstanding.
Anlaşıldı
   It's understood.
anlaşılır olmak
   to make sense
Anlaşılmak
   to clear up
anlaşılması güç
   elusive
Anlaşılması güç kimse
   persons involved
anlaşılmayan şey
   mystery
anlaşılmaz
   obscure
anlaşma
   convention
anlaşma/söz birliği
   agreement
anlaşmak
   to talk over
anlaşmakla
   to get in touch with
anlaşmazlık
   disagreement
anlatan kimse
   teller
anlatılabilir
   accountable
anlatılamaz
   indescribable
anlatım
   narration
anlatma
   narration
Anlatmak
   to communicate
anlatmak
   illuminate
anlatmak
   to describe
anlayış
   senses
anlayış göstermek-e
   indulge
anlayışı kıt
   dense
Anlayışınıza teşşekkürler
   Thank you for your understanding.
anlayis
   apprehension
anlıyorum
   I understand.
anma
   mention
anmak
   remember
anne
   mama
anne
   mommy
Anne
   mother
Anne olmak
   mother-to-be
anne tarafından dede
   maternal grandfather
anne ve baba
   parents
anne ve baba
   father and mother
anne ve baba evde yokken ücretle çocuğa bakan kimse
   sitter
Anne ve babayla yaşamak
   to stay with one's parents
Anneanne
   grandmother
anneanne
   granny
anneanne
   grandma
anneciğim
   mom
anneciğim
   mommy
anneler
   mothers
annelik etme
   mothers
Annemi düşünüyorum.
   I am thinking of my mother.
Annene soyle tekefona gelsin
   Ask your mother to come to the phone.
Anneniz nerede?
   Where is your mother?
Anonim sirket,anonim ortaklık
   corporation
anonim şirketi haline getirilmiş
   incorporated
anonim şirketi haline getirmek
   incorporate
Anonim şirketi kurmak
   to incorporate
Anons ediyor
   announcing
Anons etmek
   to announce
anormal
   unnatural
anormal derecede hararetin düşmesi,hipotermi
   hypothermic
Anormal yerlerde endometrium bulunması
   endometriosis
ansefalit
   encephalitis
Ansiklopedi
   encyclopedia
ant
   pledge
Anten
   aerial cableway
Anten Uydu
   antenna cable
Antenli fotograf makinasi
   aerial camera
Antibiotikle mikroplara karşı koymak,direnç sağlamak.
   antibiotic resistance
Antibiyotik ilaci
   antibiotic medicine
Antica dukkani
   antiques store
Antifiriz
   antifreeze
antika
   quaint
Antika satan dukkan
   antiques shop
Antikaci
   antiques dealer
Antiseptik ilaç
   disinfectant
antrakt
   interact
Antrax asisi
   anthrax vaccine
Antre
   entry
antre
   entrees
antre
   entranceway
antreman
   training
antreman çalışması
   work out
antreman elbisesi.
   sweatsuit
Apandiside iyi olmayan bir ilac adi
   catheterizes
Aparatifinizi alıp geliyorum.
   I will get your appetizer and be right back.
Apartman
   apartment
Apartman binası
   apartment building
apartman dairesi
   rooms
apartman dairesi.
   town house
apartmanlar
   condos
Apartuman
   apartment (apt.)
Aperatif gibi şeyler alırmısınız?
   Would you like to order an appetizer?
apollo
   discovery
aptal
   foolish
aptal
   idiotic
aptal
   silly
Aptal bubi tuzaga dustu
   booby-trapped
aptal budala
   dumb
Aptal yapma/Aptal yerine koyma
   making stupid
aptal yerine kondu
   fooled
Aptal yerine koymak
   to make stupid
aptalca
   nonsense
aptalca
   mindlessly
Ara beni!
   Give me a call!
ara boru
   spacer
ara duvarı
   diaphragm
Ara halkası
   spacer
Ara sıra
   Once in awhile
ara sıra çalışmak için
   to work part-time
ara sıra çalışmak,devamlı olmayan iş.
   part-time work
Ara sıra,sırasız çalışan işçi.
   part-time employee
Ara ver
   give relief
ara verme
   intervals
ara verme
   relief
Ara vermeden,biteviye,boyuna,mütemadiyen
   on and on
Ara vermek
   to interrupt
ara vermek
   having a rest
ara yol
   aisles
Ara yol tarafi
   alley way
Ara yollar yan yollar
   cross-roads
araba
   car
araba
   motor
Araba aksasuari
   car accessories
Araba akusu
   car battery
Araba bakimi
   car care
araba bombası
   car bomb
araba cam sileceğine benzer kısa saplı cam
   squeegee
Araba carpmasi
   car crash
Araba dar kenarlı sokağa girdi.
   The car entered a narrow side street.
Araba hirsizi
   auto theft
Araba koltuğu
   car seat
Araba kovalamak
   car chase
araba kullanmak
   to drive a car
araba kullanmasını biliyormusun?
   Do you know how to drive?
Araba satan adam
   car salesman
Araba saticisi
   auto dealer
Araba surmek
   car ride
Araba tamir dukkani
   car repair shop
Araba tamircisi veya makinisti
   car mechanic
Araba tamiri
   car repair
Araba tekeri
   car tire
Araba telefonu
   car telephone
Araba yapan
   auto maker
Arabada giderken bas donmesi araba tutmasi
   car-sick
arabada siteriyolar
   car stereos
arabamı siz satışa çıkarın.
   My car is at your disposal.
arabanın üst kısmı
   hood
Arabanin elektirik sistemi
   car electrical system
Arabanin kapisi
   car door
Arabanin kaporta hasari veya yamik kirik
   car body damage
Arabanin penceresi
   car window
Arabanin siteroyo radyosu
   car stereo
Arabaya binmek
   getting in
Arabaya binmek istermisiniz?
   Would you like a lift?
Arabayı servise hazırlamak
   to put the car in for a service
Arabayi geri vitese almak çok zor.
   It’s very difficult to get into reverse in this car.
Arabayla gitmek
   to go by car
Arabayla kalmak;arabada kalmak
   to stay with the car
Arabayla seyahate çıkmak
   to travel by car
arabulucu
   troubleshooter
arabulucu
   meditator
arabulucu
   troubleshooting
Arabulucuga kalkmak
   attempt at mediation
Arabuluculuk etmek
   to arrange
Arabuluculuk yapmak/çöpçatanlık yapmak
   go between
aracı
   meditator
aracı
   troubleshooter
aracı olan
   instrumental
Aracılık etmek
   to mediate
araç
   means
araç
   vehicle
araç çantası
   kits
araç gereç
   outfits
araç gereç
   to outfit
Araç kayıt bürosu
   vehicle registration office
Araç kullanmak için gitmek.
   to go for a drive
araç uzmanı
   media expert
araçla gezinti
   ride
Araçlar
   tools
araçlarda vs
   buckled
Araçları çekme
   tow-away vehicle
Araçlarla taşımacılık
   to transport
Arada sırada olan iş,güç.
   occasional job
Arada sirada bir ise yara
   be worth one's while
aradaki
   intermediate
Aradığın için teşşekkürler…
   Thank you for calling...
Aradığınız için teşşekkürler!
   Thanks for calling!
araları iyi olmakla
   to get in touch with
aralayıcı
   spacer
Aralık
   December
aralık
   paused
Aralıklarla,fasılayla,müddetle,zamanla
   at intervals of
Aralıklı servis
   intermittent service
aralıksız
   solids
Arama izni belgesi
   search warrant
arasında
   mid
arasından
   thru
Arasıra
   part-time
arasıra çalışma
   employed part-time
Arasıra,devamlı olmayan
   part time
Arasinda
   between
Araştırarak tahkikat yapmak
   to inquire
Araştırılıyor
   exploring
araştırılmış
   looked into
araştırma
   inquire
araştırma
   quest
Araştırma /Keşif niteliğinde çalışma
   exploratory work
Araştırma bilimcisi
   research scientist
Araştırma için kontrat yapmak
   research contract
Araştırma ile ilgili delme,sondaj
   exploratory drilling
araştırmacı
   ferret
Araştırmada yararlanılan kitaplar
   reference library
araştırmak
   to study
Araştırmak
   inquire about
araştırmak
   investigate
Araştırmak,incelemek
   looking into
araz
   symptom
arazi
   terrain
arazi
   territory
Arazi belirtiler
   symptoms
arazi sahibi
   landed
araziler
   territories
Ardarda dizilmiş bisiklet
   tandem bicycle
ardıç ağacının bir türü
   tags
Arena
   arena
arena gosteri yeri
   coliseum
Arenalar
   coliseums
argın
   down-and-out
Arı
   bee
arı balı
   honey
Arı iğnesi,sokmak [arı vs.]iğne[arıvs.]batma hissi
   stings
Arı kümesi
   in swarms
Arı oğulu
   swarm of bees
Arı sokması
   it stings
arındırılmış
   purged
Arındırılmış sıvı
   distilled
Arıtıcı
   conditioner
arıtmak
   purify
arıza
   to cut out
Ari evi
   bee house
Ari yetistiren
   bee keeper
Arife
   eve
arife gecesi
   eve
Arilar
   bees
Arinan
   arrhythmia
Arindirma Aritma Dezenfekte Zehirini atma
   decontamination
Arise
   arose
Aritmetik
   arithmetic
aritmetikte hesap tutarı
   sums
Arka
   the rear
arka
   hinder
Arka arkaya giden köpekler,peşpeşe giden köpekler
   tracking dog
Arka bahce
   backyard
Arka geri
   Back!
Arka kararma
   backronym
arka plan
   background
Arka sokak imkani
   backstreet abortionist
Arka tekerlek
   rear wheel
Arka yazihane
   back-office
arkada
   the rear
Arkada kalmak
   left behind
Arkada,arkasında
   at the back
arkadaki
   hinder
Arkadaki ses
   background noise
Arkadaki yuksek gurultu
   backhoe loader
arkadan
   from behind
Arkadas oldu
   became friends
arkadaş
   pal
arkadaş edinmek
   to make friends
arkadaş edinmek
   associate
Arkadaş olmak
   to be friends
Arkadaş olmak
   to befriend
Arkadaş olmak.
   to become friends
Arkadaş topluluğuna katılmak
   to participate
arkadaş,ahbap, b-le arkadaş [veya kafadar] olmak
   pals
Arkadaşca sevgi aşk
   friendly affection
arkadaşça
   friendly
arkadaşça konuşmak
   to talk frankly
arkadaşça oyun
   friendly game
Arkadaşça yarış
   friendly rivalry
Arkadaşım amerikalı
   My friends from America.
arkadaşım bu sabah yedide trene bindi.
   My friend took the train this morning at seven o’clock.
Arkadaşıma birşeyler göndermek
   to send something to my friend
arkadaşlar
   friends
arkadaşlarla eğlenmek
   to have company
Arkadaşlık kurmak
   made friends
arkadaşlık kurmak
   to associate
arkadaşlık kurmak
   associate
arkadaşlık kurmakla!
   make friends with
Arkası ve yanları yüksek koltuk
   wing chair
arkasında
   the rear
Arkasından koşmak.
   to run after
Arkasından koşuyor.
   running after
Arkasından kovalamak
   chase after
Arkasinda
   behind it
Arkaya bırakılmak.
   to be left behind
Arkaya ve ileriye, geriye,ileriye
   backwards and forwards
Arkaya,geriye dönmeye
   turning back
Arma
   device
arma
   nuclear device
armasını soymak
   to dismantle
Aroma
   rum
arpacık
   stye
arsa
   terrain
arta kalan
   to spare
artan yemek herhangibir yiyecek.
   leftovers
artar
   gains
artık
   anymore
artık
   waste
Artık su arıtma tesisi
   wastewater treatment plant
artık yemek
   leftover
Artık yiyecek/artıklar/kalıntılar
   left-overs
Artık,artmış,arta kalmış
   to be left
artırılır
   increases
artırılmış
   increased
artırmak
   to speed up
artırmak
   to raise
artırmak
   grow
artırmak
   raise money
artış
   risen
Artik hic yapmiyor
   abstained from
Artik kullanilmis ise yaramayan atilacak kimya maddesi
   chemical waste
Artirmak
   to accumulate
Artkafaya ait
   occipital
Artma
   to rise
artma
   growing
artmak
   to grow
artmış olm
   jumped
arttı
   gained
Arzetmek
   to offer
Arzetmek
   to exhibit
arzetmek
   present as a gift
arzu edilirse
   on request
Arzu etmek
   to desire
arzu etmek
   desperately hope
Arzu istek tavsiye degistirmek
   change request
Arzulamak
   to yearn
arzulamak;hasret çekmek;susamak;içi çekmek
   longing for
arzulu
   greedy
arzulu
   intent
asabi
   nervous
Asagi vurarak inmis
   been knocked down
Asagida
   below
Asagidaki cekmece
   bottom drawer
Asagiya inmek
   climbed down
asal
   prime
Asalak olarak yaşayan,parazit,asalak
   parasitical
asansörsüz [bina ].
   walkup
asayiş
   peace
Asepsiz
   asepsis
Aseton
   acetone
Asgari
   minimal
Asgari kadro,kişisel
   skeleton staff
Asgari mürettebat;[askeri]
   skeleton crew
asıl
   marrow
asıl
   premier
asıl
   real
asıl
   prime
Asıl belge
   master document
asıl kitap veya yazı
   text
asıl sorumlu
   principles
asılı
   hung
asılır durumda olma
   hangs
asılma
   hangs
asılmış
   hung
Asid gecmez
   acid-resistant
Asid ve çözücü olan kimyevi maddelere dayanıklı
   resistant against acids and solvents
asil
   noble
Asilama vesikasi
   certificate of vaccination
asilce
   generously
asilzade
   lady
Asinmaya curumeye paslanmaya
   corrosion-resistant
asistan
   assistance
Asistan bulmak
   provide assistance
Asistan doktor
   dresser
Asistanla
   with the assistance of ...
Asit gecmez
   acid-proof
asit yağmuru
   acid rain
asitli
   acidity
Ask ates kes
   cease fire
asker
   soldier
Asker kaçağı
   deserter
Asker maaşı
   soldier's pay
Asker yeşili
   Army green
askeri
   military
Askeri
   gigahertz
Askeri ateşe
   military attaché
askeri birlik
   to outfit
Askeri guruplar alanı,bölgeyi terketmeye başladılar.
   The troops have started to leave the area.
askeri havaalanı
   air base
askeri istasyon
   base station
askeri kuvvet
   military power
askeri kuvvetleri geri çekme
   withdraw troops
Askeri techizat,levazım.
   military supply
askeri tehtit
   military threat
askeri tesi
   base
askeri uygulama,idman,jimnastik,beden eğitimi;egzersiz
   military exercises
askeri üst
   installation
askeri yardım
   military aid
Askeriyeye eğilimi olan
   liable to military service
askerlerin başka yere nakli
   troop transport
Askerliğe hazır
   fit for military service
askerliğe veya savaşa ait
   military
askerlik
   services
askerlik servisi.
   military service
askerlik yapmak
   soldiers
Askerlik yapmak
   to serve in the army
askı
   hanger
Askı
   strip
askı çivisi
   pin
askılık
   rack
Askta ve savasta her sey normal
   All is fair in love and war.
Asktan olen Sevgilimin kolunda olmek
   deathly pale
asla
   ever
asla
   never
Asla bilemezsin.
   You never can tell.
Asla daha yapma onu!
   Never do that again!
Asla hiç görmedim onu.
   I've never seen her.
Asla hiç unutulmaz
   never-to-be-forgotten
Asla şikăyet etmem.
   I can't complain.
Asla unutmamalısın onu
   You must never forget that.
Aslı esası olmayan dedikodu,işe yaramaz faydasız şeyler
   idle rumor
aslında
   primarily
aslında
   really
asli
   prime
Aslinda temelinde
   basically
Asma kilit
   padlock
Asma köprü
   swing bridge
aspirator
   suction
Aspirin
   aspirin
Astronotu, dönüşünde sorguya çekmek
   to debrief
Asya ülkelerinde yetişen bir meyva türü
   passionfruit
asyada yetişen kabuğu hafif dikenli bir çeşit meyva
   litchi fruit
aşabilmek
   negotiate
aşabilmek
   to negotiate
Aşağı doğru gitmek.
   to go downhill
Aşağı doğru olan
   downwards
Aşağı indirmek,parçalara ayırmak
   takes down
Aşağı kaydırmak
   to scroll down
aşağı tabaka
   ranks
Aşağı yukarı
   approximately
Aşağı yukarı kaç tane
   about how many
Aşağıda/aşağıya
   down there
aşağılanmış
   humiliated
Aşağılayıcı/aşağılama
   humbling
aşağılık
   vulgar
Aşağıya doğru alçaltma
   leveling down
Aşağıya yürümek
   walking down
aşama
   milestone
Aşamalı/kademe/basamaklı
   gradual
aşı
   vaccination
aşı
   vaccine
aşı maddesi
   serum
Aşı[ maddesi]
   vaccines
ăşığı ile kaçmak
   to elope
aşık
   stuck
ăşık
   lover
ăşık olma
   falling in love
Aşık olma/Sevdalanma
   fallen in love
aşık olmak
   fell in love
Aşık olmak,sevdaya tutulmak
   to be in love
Aşık olmakla/vurulmakla
   to be in love with
ăşık olmuş
   gone together
aşılabilir
   negotiable
aşılamak
   to inoculate
aşılamak,aşı yapmak
   vaccinate
Aşılar
   vaccinations
aşınarak yıpranma
   wear and tear
Aşındırarak,zımpalıyarak düzeltilmiş,temizlenmiş
   rubbed down
aşındırma
   erosion
Aşınıyor,soluyor olma;[giyim veya ev eşyasıvb]
   wears down
aşınma
   corrosion
aşınmaya başlamak
   to wear off
aşınmış
   old
aşınmış
   worn
Aşınmış,eskimiş
   wore out
aşırı
   overemphasizes
aşırı
   extreme
Aşırı derecede fiat
   to overprice
aşırı derecede hassas
   excitably
Aşırı derecede nüfus çoğaldı
   heavily populated
aşırı derecede sessiz
   extremely quiet
Aşırı dinci silahlı terörist
   armed extremists
aşırı fikirli
   fanatic
aşırı fikirliler
   fanatics
aşırı gitme
   extremist
aşırı meraklı
   fanatic
Aşırı sıcaktan terleme;bunaltıcı sıcak
   sweltering heat
Aşırı tepki göstermek
   to overreact
Aşırı zihinsel ve duygusal gerginlik.
   to overstrain
Aşırı,fazla sarmak
   to overwind
aşırılık
   exaggeration
Aşırıp kaçırma/kaçma.
   made off
aşırmak
   nicked
aşırmak
   picked
aşikăr,apaçık,besbelli
   obviously
aşiret
   tribe
Aşirıya kaçmak
   to exceed
Aşk hikayesi//macera/romanısmı nitelik
   romance
aşk macerası,ilişkisi yaşamak
   to have a love affair
Aşka tutulmuş/vurulmuş
   lovestruck
Aşmak -i
   out of reach
at arabası
   carriage
At gibi kuvvetli
   strong as a horse
at kadar kuvvetli
   strong as a horse
at nalı.
   horseshoe
At üstünde
   on horseback
At üstünde yapılan mızrak oyunu
   to tilt
at yarışı acentası
   rings
Ata ejdat
   ancestor
atama
   institution
atamak
   to establish
atamaktayin etmek
   placed
Atar damar
   coronary artery
atasözü
   saying
ateş
   fever
Ateş açma.
   open fire
ateş alabilir, tutuşabilir.
   flammable
Ateş alanı
   fire area
Ateş emri
   firing order
Ateş harareti
   heat by fire
Ateş söndürme tüpü.
   extinguisher
Ateş söndürücülüğü yapmak.
   extinguishing
Ateş ve duman
   smoke and fire
ateş yakmak
   to make a fire
ateş yakmak için çalı çırpı
   firelight
ateşçi
   firelight
Ateşe
   flame resistant
Ateşe dayanıklı,Ateşten etkilenmez
   fire-resistant
ateşe hazır ol,ateşle!,
   set fire
ateşe karşı
   flameproof
ateşe,sıcağa dayanıklı
   flameproof
ateşevermek
   fires
Ateşi kesmek;durdurmak
   to cease fire
Ateşi yakmaya hazırlanma
   set on fire
ateşiçin odun
   firewood
ateşin içindeki vantilatör
   fan into a flame
Ateşin varmı?
   Do you have a fever?
Ateşiniz varmı?
   Do you have a light?
Ateşkes bayrağı
   flag of truce
ateşle ısıtma
   heat by fire
ateşlemek
   to open fire
Ateşlemek
   to make a fire
ateşli
   feverish
ateşli
   fiery
ateşli
   intense
ateşli
   passionate
ateşli
   fervently
Ateşli silah, genel olarak tek insan tarafından taşınan tüfek
   fire arm
Ateşte kurutmak
   to dry at a fire
ateşte yanmayan efsanevi bir tür hayvan
   salamander
ateşteki taraf
   fireside
Atık yada leşle beslenmek[hayvanlar];bunlar arasında yarayan şeyleri almak
   to scavenge
atılgan
   impulsive
atılır
   makes
atılmak
   pounced
atılmak
   to be fired
atılmış
   thrown
atılmış
   waste
atılmış
   wasted
atım
   shoot
atım
   shot
atış
   shot
atış yaparak vurmak
   shoot
Atış yapmak
   to shoot
atış yapmak
   teeing off
Atış,atım
   shots
Atıştıracak birşeylerin varmı seyahatin için?
   Do you have some snacks for the trip?
atik
   nimble
Atisma
   to tilt
atla gezinti
   ride
atladı
   leapt
atlama
   omission
Atlama kablosu
   jumper cables
atlama kablosu teli
   jumper
Atlama,sıçrama
   jumped out
Atlamak
   to jump
atlamak
   jumped
Atlamak
   to jump out
atlamak
   omit
atlamak
   skips
atlamak
   slipped
atlamak
   missed out
atlamaya doğru /sıçramaya doğru
   sprung towards
atlantik kılıç balığı.
   marlin
atların nalları.
   horseshoes
Atletik kuvvetli sportman
   dug
atletik sporlar
   sports
atlı
   mounted
Atlı polis
   mounted police
atma
   throw away
Atmak defetmek.
   rid of
atmak,fırlatmak
   to throw away
Atmosfere yeni girme,yeni girme,tekrar yazma
   re-entry
atom altı[nükleer bilimler ]atom içindeki;Atomdan küçük
   sub atomic
Atom bombasi
   atomic bomb
Atom bombasi patlayan bomba
   cruise missile
Atomlara ayirmak
   atomize
Atomsus harekat
   anti-nuclear movement
Attı
   dropped
Audiyoyu gormek
   audio-visual
Av eti payı/ böreği
   game pie
Av tüfeği
   shot gun
av tüfeği,çifte
   shotgun
avadanlık
   kit
Avans odeme
   advance pay
Avans odemek
   advance payment
Avantaj
   advantage
Avantaj yarar fayda kar kazanc
   place setting
avarelik
   inaction
avcı
   hunter
avcı
   shooter
avlanan
   shooter
Avlanma müsaadesi/avcılık izini.
   permission to shoot
Avlanmak icin
   to hunt
Avlanmak/Enselenmek/Yakalanmak/ele geçirmek
   to be caught
avlayıcı
   hunter
Avlu
   court
avlu
   patio
Avrupa birleşik devletleri parası
   euro (€)
Avrupalı
   european
avşan dudağı
   hare lip
avuç dolusu
   handfuls
avuç içi
   palm
avuçlamak
   to grasp
avukat ücreti
   lawyer's fees
Avukata vekalet vermek
   to give power of attorney
Avundurmak
   to console
avuntu
   relief
avusturyanın para birimi,şilin
   schilling
Avutmak
   to console
ay
   month
ay
   moon
Ay çöreği
   croissant
ay ışığı
   moonlight
Ay sonu
   end of the month
Ay tutulmasıı
   eclipse
Ay Yildiz
   crescent
Ay!of!
   ouch
Ayağa kalkmak/yataktan kalkmak/düzenlemek
   Get up!
ayağı dolaşması
   stumbling
ayağı kayıp düşmek
   slipped
Ayağına birşey vermek,giydirmek
   to get something in one's foot
ayağını yerleştirmek,koymak
   set foot in
Ayağının üzerinde durmazsan,işini kaybedeceksin.
   You’ll lose your job if you don’t keep on your toes.
ayak altında çiğnemek
   to trample
Ayak altında ezilmek/çiğnenerek ölmek
   to be trampled to death
Ayak altında,engelleyici.
   in what way
ayak basmış olmak
   entered
ayak giysisi,ayakkabı.
   footwear
ayak marşı
   kickstart
ayak parmağı
   toe
ayak parmak tırnağı.
   toenail
ayak parmakları
   toes
Ayak şişmesi
   swelling of foot
ayak uydurmak
   matches
Ayak uydurmak;Devam ettirmek
   kept up
ayak ve ağız hastalığı
   foot-and-mouth disease (Aphthous Fever) (FMD)
Ayakaltında dolaşmak.
   to get in someone's way
ayakkabı
   shoe
Ayakkabı fırçası
   shoe brushes
Ayakkabı kalıbı
   shoe stretcher
Ayakkabı kutusu
   shoe box
Ayakkabı mağazası,dükkănı
   shoe shops
Ayakkabı numarası
   size of shoe
ayakkabı ökçesi
   heel
ayakkabılar
   shoes
Ayakkabılarını giymek
   to put on one's shoes
Ayakkabılarını parlattı/cilaladı.
   He polished his shoes.
Ayakkabısını boyatmak
   to have a shoeshine
Ayakkabısız
   shoeless
Ayakkabıyla donatmakla,sağlamakla
   to provide with shoes
ayakla basmak
   step on
ayakla işletmek
   pedals
ayakla işletmek
   pedal
ayaklar
   feet
Ayakları yere vurarak yapılan bir çeşit dansı yapan kişi
   tap dancer
Ayaklarının ucuna basarak yürümek.
   tipped over
Ayaklari ciplak
   bare-footed
Ayakta
   standing still
ayakta durmak için
   to be standing
ayakta kalmak
   to stand up
Ayakta kalmayı tercih ederim.
   I prefer to stand.
ayakta olmak
   to stand
Ayakta ölmek
   to be dead on one's feet
ayakta tedavi edilen hasta servisi
   outpatient service
ayaktakımı
   mob
Ayar
   karat
Ayar etm
   to focus
ayar etm
   focus
Ayar etmek
   adjust
ayarlamak
   to tune
ayarlamak
   to conform
ayarlamak
   adjust
ayarlamak
   temper
ayarlamak
   tune-up
ayarlamak
   fix up
Ayarlana bilir
   adjustable
Ayarlandigi gibi
   as arranged
ayarlanma yapılmış
   adapted
Ayarlanmış
   adapted
ayarlayan agenta
   regulatory agency
Ayarlı pense [inşaat ]
   gripping pliers
ayarmak
   to tempt
Ayartılmış
   enticed away
Ayartma Rusvet yedirme
   corruption
Ayartmak
   to entice
ayartmak
   led away
Aybaşı hali
   menstrual period
aybaşı olmak
   to menstruate
ayçiçeği
   sunflower
ayçiçek çekirdeği
   sunflower seeds
Ayda bir gün,ayın bir günü.
   day of a month
aydasızlık,yararsızlık
   uselessness
aydın fikirli
   brightly
Aydın olmak
   brighten
aydınlamak
   clearing up
Aydınlatmak
   to clarify
aydınlatmak
   illuminate
aydınlatmak
   to irradiate
Aydınlatmak
   brighten
Aydınlatmak
   brightened
aydınlık bir gün
   light of day
Aydınlık taraf
   sunny side
aydınlık,parlaklık
   radiance
aygır,damızlık at
   stallion
Aygıt
   device
aygıt
   kits
aygıt
   nuclear device
ayık temkinli
   sober
ayıklamak
   sorted out
ayıklamak
   weeding out
ayıltma
   disenchanting
Ayıp
   disgraceful
ayıp
   nasty
ayıplama
   blame
ayıplanan
   blamed
ayıran
   selectees
ayıran zar
   diaphragm
ayırıcı özellik
   difference
Ayırmak
   appropriate
ayırmak
   separated
ayırmak
   insulate
Ayırmak
   take-apart
Ayırmak
   to disconnect
ayırmak
   sift
ayırmak
   to part
ayırt etmeye
   to distinguish
Ayi
   bear
Ayi cukuru
   bear pit
ayini
   mass
Ayirmak Bolusmak
   allotted
Aykırı davranarak,küstürerek,inciterek etiketi düşürmek.
   to offend against etiquette
Aykiri capraz enine
   crossways
Aylak aylak dolaşmak,kakışmak,vakit öldürmek.
   to horse around
Aylak işsiz,güçsüz kimse
   idle time
aylar
   months
Aylık maaş
   month's salary
ayna
   mirror
aynen
   exact
aynen
   exactly
aynen devam eden sessizlik
   remaining silent
Aynen!ben de! Kartaca kraliçesi Aineas'ısevmişti karşılık alamayınca kendini öldürdü
   dido
Aynı
   the same
aynı anda birkaç işlem yapabilme
   time sharing
Aynı anda iki gözle bakılabilen dürbün
   pair of binoculars
Aynı çizgide kalmak,durmak
   to stand in a line
Aynı fikirde birleşme
   to agree upon
aynı fikirde olmakla
   to be in agreement with
aynı fikirde olmaya varmak
   to come to an agreement
aynı fikirle
   to agree with
aynı haklara sahip olmak
   equals
Aynı istikamette gitmek için.
   to keep going in the same direction
Aynı ölçülerde dağıtım yapılmış.
   evenly distributed
Aynı soydan gelen akraba olan
   cognate
Aynı sözlerdi onlar
   Those were his exact words.
aynı şeye karar vermek
   agree
Aynı zamanda
   At the same time
aynı zamanda
   meanwhile
Ayni fikirde olmak
   agree
Ayni hizaya getirme isareti
   alignment mark
ayraç
   parentheses
Ayran
   sour milk
Ayrı
   distinct
ayrı
   several
ayrı ayrı
   separately
ayrı ayrılmış
   isolated
ayrı olarak
   individually
Ayrı tutmak
   except
ayrı tutulan
   exempt
ayrı tutuldu
   exempted
Ayrı yaşamak
   to live apart
ayrıca
   also
ayrıcalık
   privilege
ayrıcalık
   liberty
ayrıcalıklı davranma
   preferential treatment
Ayrıcalıklı/hariç tutulan/özel/herkese açık olmayan
   exclusive
ayrılabilen
   dividable
ayrılamamak
   linger on
ayrıldığım zaman
   when I leave
Ayrılık /bölülücülük yaratan
   disruptiveness
Ayrılmadan önce tuvalete git.
   Go to the toilet before we leave.
ayrılmak
   to live
Ayrılmak
   to separate
Ayrılmak
   splitting up
Ayrılmak
   to be separated
ayrılmak
   separated
ayrılmak için listeye alındım…
   I am scheduled to leave at...
Ayrıştırmak
   decompose
ayrica ilave etmek
   additional
Ayrica Ustelik
   besides
Ayrilmak
   depart
ayvayı yemiş
   washed up
az
   slender
Az ateşte pişirmek
   to cook on a low heat
Az bir içecek.
   little drink
Az bir ihtimalle
   hardly anything
az biraz tatmak,tadına bakmak
   taste a small amount
az birşeyler yapmak için
   to have little to do
az bulunabilir
   infrequently
az bulunur
   infrequent
az bulunur
   rare
az etli domuz pirzolası
   spareribs
Az etli pirzola
   spare ribs
Az harcama
   underspent
Az harcama yapmak
   underspending
Az hasarlı küçük çaplı trafik kazası
   fender-bender
Az hevesli olan
   be in low spirits
az miktarda harcanan para
   pennies
az oksijenli
   rarely
Az olduğu kadarıyla
   for as little as
Az pahalı,ucuz
   less expensive
Az pişirmek
   to be rare
Az proteinli diyet
   low-protein diet
az tuzlu
   low-salt
Az tuzlu,tuzu az.
   low in salt
Az,yetersiz,kıt,dar zaman
   spare time
Azalip kaybolan uzaklasanlar
   dies away
azalma oranı
   decay rate
Azalmak
   to scorch
azalmak
   sinks
azalmak
   to bottom out
azaltıldı
   impaired
Azaltılmış
   scaled down
Azaltma
   reduce
Azaltma
   scaling down
azaltma
   extenuation
Azaltmak
   to reduce
Azaltmak
   cut back
azaltmak
   deaden
azaltmak
   lessen
azaltmak
   modify
azaltmak
   to dock
Azaltmak Kesip kisaltmak geri donmek
   cutting back
Azaltmak/düşürmek
   to scale down
azamet
   pride
Azametle yürümek
   to stalk
azametli gig
   great
Azami dercede buharlı
   full steam
Azami derecede /büyük göğüslü
   full-breasted
Azami sürat.
   speed limits
Azami yük
   maximum load
Azami/toplam ağırlık
   gross weight
azap
   pains
azap
   torture
azap çektirmek
   to torment
azar azar ısırmak
   nibbles
Azar azar ısırmak
   to nibble
azar azar içme
   sips
azar azar içmek
   sipped
azar azar yemek
   picked
azarlama
   lecture
Azarlamak
   to punish
Azarlamak,Paylamak
   to tell off
Azat olunmak
   to release
azı dişi
   fang
Azı dişiler
   fangs
azim
   resolution
azimle devam etmek
   persevere
azimli
   stubborn
Aziz
   Dear friend.
aziz
   sacred
azletmek
   to eject
azmak
   raging fire
azmak
   to fester
azmetmek için
   to determine
Azyağlı yoğurt
   lowfat plain yogurt